HEKİMİN HASTAYI AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
- Beste Sanem ÇORBACIOĞLU
- 2 May 2022
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 24 Eki 2023

Hastanın sahip olduğu kişilik hakları gereğince kendisine uygulanacak olan tıbbı müdahalenin ancak onun verdiği rıza üzerine yapılması gerekmektedir. Hastanın bu rızası, uygulanan tıbbi müdahalenin ceza hukuku anlamında hekim açısından sorumluluk doğurmaması ve özel hukuk anlamında da yine eylemin hukuka uygunluk kazanması kapsamında bir hukuka uygunluk nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastanın rızasının geçerli olabilmesi için ise hastanın ilgili tıbbi müdahale ile ilgili olarak kapsamlı olarak bilgilendirilmiş olması gerekmektedir. Aydınlatılmış onamın geçerliliği için hastanın tıbbi müdahaleye ilişkin süreci ve sonuçlarını tam olarak anlamış olması gerekmektedir. Aydınlatılmış onam kavramı, onam alma ve aydınlatma yükümlülüğü kavramlarını içeren üst bir kavram olarak bu konuda önemli bir rol oynar[1].
Kişinin kendi geleceğini belirleme hakkı kişiye tanınan en yüksek değerdeki haklardandır ve hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukuksal temelini oluşturmaktadır[2]. Hasta, hekimin aydınlatması ışığında tedavisi ile ilgili olarak kendisi için en doğru gördüğü kararı verecektir. Hastanın bu kararı verirken özgür iradesi ile hareket etmesi ve baskı altında kalmaması gerekmektedir. Hastanın bu süreç sonunda verdiği kararın uygulanması, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkının ve hastanın özerkliğine saygı prensibinin bir gereğidir. Bu önemli ve hastanın tüm hayatını etkileyebilecek nitelikteki kararın sağlıklı olarak alınabilmesi için, hasta- hekim ilişkisinde hekime büyük bir sorumluluk verilmiştir. Bu da hastayı tam olarak aydınlatma yükümlülüğüdür.
Hekimin aydınlatma yükümlülüğü; hastanın uygulanacak müdahalenin ya da tedavi yönteminin amacı, anlamı, kapsamı, çeşidi, sonuçları, ortaya çıkabilecek tehlikeler ve müdahalede bulunulmadığı takdirde karşılaşılabilecek riskler hakkında, hekim tarafından yeterli düzeyde ve uygun bir şekilde bilgilendirilmesi, böylece yapılan açıklamanın hasta tarafından tereddütsüz anlaşılması sağlandıktan sonra, söz konusu müdahale ya da tedavinin uygulanması için hastanın iradi ve gönüllü olarak rıza göstermesine imkan tanınması amacıyla Anayasa, sağlık mevzuatı ve meslek etiği ilkelerinden doğan bir yükümlülüktür[3].
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24. Maddesinde“Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir.” ve Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (TŞSTİDK)’un 70. Maddesinde “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatini alırlar.” Şeklindeki düzenlemeler ile de tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu için hastanın rızasının gerekliliği vurgulanmıştır. Bu rızanın hukuka uygunluğu için ise ön koşul hastanın aydınlatılmış olmasıdır. Hekimin hastasına karşı aydınlatma yükümlülüğünü usulüne uygun olarak yerine getirmeden almış olduğu rıza hukuka uygun değildir. Usulüne uygun aydınlatılmamış hastanın rızasına binaen yapılan tıbbi müdahaleler hekimin cezai ve hukuki sorumluluklarına yol açmaktadır.
Aydınlatma Yükümlülüğünün Hukuki Dayanakları
Aydınlatma yükümlülüğünün hukukumuzdaki temel dayanağı Anayasamızın 17. Maddesidir : “Herkes, yaşama, maddî ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”.
Türk Medeni Kanunu’nun kişilik hakkı ile ilgilenen 23. Ve 24. Maddeleri de hukuka aykırı fiillere karşı kişilerin vücut bütünlüğünü koruma altına alan hükümlerdir ve aydınlatma yükümlülüğünün temelini oluştururlar.
Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki genel kabul gören görüşe göre bir vekalet ilişkisidir. Bu sebeple de vekâlet sözleşmesi ile ilgili olan Türk Borçlar Kanunu’nun 502 vd. hükümleri de aydınlatma yükümlülüğüne dayanak olan hükümlerdir.
Hasta Hakları Yönetmeliği’ nin 15. Maddesi “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir”, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 14. maddesi, “ teşhise göre alınması gerekli tedbirlerin hastaya açıkça söylenmesi lazımdır”, Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları’nın 26. Maddesi “Hekim hastasını sağlık durumu ve konulan tedavi, yöntemin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır”, 5237 sayılı TCK’ nın 90. maddesinde “Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ……” hükümlerinde aydınlatma yükümlülüğüne atıf yapılmaktadır.
09/12/2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Avrupa Biyotıp Sözleşmesi’nin “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir." Şeklindeki 5. maddesi ile rızanın kapsamı belirlenmiş ve salt ameliyata rıza göstermenin yeterli olmayacağı ayrıca, hastanın tedavi süreci ilgili aydınlatılması gerektiği, rızanın ancak bu şekilde geçerli kabul edileceği düzenlenmiştir.
III. Aydınlatma Yükümlülüğü
A. Kapsam
Aydınlatmanın kapsamını hastalığa ilişkin teşhis, müdahale veya tedavinin türü ve içeriği, tıbbi müdahale esnasında karşılaşılabilecek riskler ve tedavinin sonuçları oluşturmaktadır. Aydınlatma yükümlülüğünün kapsamını bu çerçevede; teşhis aydınlatması, tedavi ve süreç aydınlatması, risk aydınlatması, tedavi seçenekleri hakkında aydınlatma şeklinde dört grupta toplamamız mümkün olacaktır.
Teşhis aydınlatmasında; hekim hastayı muayene etmesinin ardından koyduğu teşhis hakkında hastayı bilgilendirmektedir. Hekim hastasına teşhisi koyarken hastanın öyküsünü almalı, hastalığın ortaya çıkış sebebi üzerinde hasta ve gerekirse yakınlarından bilgi almalı, hastalığı tam ve doğru teşhis edebilmek için röntgen, emar, ultrason vs. gerekli tetkikleri hastasına yaptırmalıdır[4]. Hekimin teşhis hususundaki aydınlatması kapsamlı ve hastanın anlayabileceği şekilde detaylı bilgileri içermelidir.
Tedavi ve süreç aydınlatmasında; hekim, hastaya koyduğu tanıya göre uygulamayı uygun gördüğü tedaviyi, özelliklerini, türünü, süresini, nerede yapılacağını, uygulanması halinde etkilerini, kullanılacak ilaçları, kullanım miktarlarını yani tedaviye ilişkin her hususu ayrıntılı olarak açıklamaktadır.
Risk aydınlatmasında; hastanın seçtiği tedavinin veya tıbbi müdahalenin riskli halleri ve olası sonuçları hakkında bilgi verilmektedir. Tedavi veya tıbbi uygulama sürecinde ortaya çıkabilecek her türlü zarar hakkında hastanın bilgilendirilmesi gerekmektedir. Kişinin kendi geleceğini belirleme hakkı kapsamında hastanın seçeceği tedavi sürecinde yaşayabileceği olası her durumu öğrenmesi ve buna göre karar vermesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay’ın da bu hususta kararlar vermektedir.
“O halde, davalının ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi BK. 357.(TBK. 472) maddesine göre bir zorunluluktur.
Ameliyattan sonra oluşabilecek her türlü olumsuzluğu (komplikasyonu) iş sahibine tüm sonuçları ile açıklamalı, oluşması muhtemel tüm bu sonuçlar için iş sahibinin (hastanın) aydınlatılması ve bilgilendirilmesi, iş sahibinin de (hastanın) bu bilgilendirilmeden sonra işin yapılmasını istemiş olması gerekir. Ancak, bu durumda yüklenicinin hiçbir kusurunun bulunmaması halinde sorumluluktan kurtulabileceğinin kabulü gerekir.
Dosyada mevcut "izin ve bilgilendirme" formlarında; işlemin tıbbi sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığı ve davacının bu işleme rıza gösterdiği yazılı ise de, bu rızanın az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Anılan belgede önerilen tedavi yönteminin başarı şansı ve süresi, bu yöntemin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, tıbbi sonuçları ve olası komplikasyonları konularında bir açıklama bulunmamaktadır. Somut olayda, genel soyut ibarelerle düzenlenmiş bir muvafakatname vardır. Davacı tarafından istenilen sonucun meydana gelmediği ortadadır, bu sonuca dair ayrıntılı uyarı, somut açıklama, onam formlarında yoktur, bu formların imzalatılması davalının uyarı görevini özel olarak yaptığı anlamını taşımaz, hastanın olası risk ve komplikasyonlar hususunda somut ve yeterli biçiminde aydınlatıldığının mevcut belgelerle ispatlanamadığı hususu sabittir.” [5]
Tedavi seçenekleri hakkında aydınlatmada; hekim hastaya koyduğu teşhise uygun olarak belirlediği tedavi seçenekleri ile ilgili hastaya bilgi vermektedir. Bu tedaviler ile ilgili de ayrıntılı olarak bilgilendirme yapması gerekmektedir. Hekim mümkün olan tüm tedavi seçeneklerini hastaya aktarır, ancak bu konuda karar verme hakkı yine hastaya ait olacaktır.
İstisnaları
1. Acil Durumlar
Hekimlerin, tıbbi müdahalenin aciliyet taşıdığı, gecikmesizin müdahalede bulunulması gereken hallerin varlığı halinde, tıbbi müdahale öncesinde aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesi beklenmemelidir. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Kanuni temsilciden veya mahkemeden izin alınması zaman gerektirecek ve hastaya derhal müdahale edilmediği takdirde hayatı veya hayati organlarından birisi tehdit altına girecek ise, izin şartı aranmaz”. Şeklindeki 24. Maddesinde de bu durum düzenlenmektedir. Yargıtay’ın da acil durumların oluşması halinde hekimin aydınlatma yükümlülüğünün ortadan kalkacağı yönünde kararları mevcuttur[6]. Bu durumlarda mümkünse hastanın orada bulunan yakınlarına bilgilendirilmelidir.
2. Hastanın Aydınlatılmak İstememesi
Hastanın aydınlatılma hakkından vazgeçebilmesi ayırt etme gücünün bulunmasına ve reşit olması hususlarına bağlıdır. Bu hakkın yasal dayanağı Anayasadaki kendi geleceğini belirleme hakkı ile TMK m 23’ür. Aydınlatmadan vazgeçen kişinin kendi özgürlüğünü hukuka ve ahlaka aykırı olarak sınırlandırmış olmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir. Ayrıca HHY.m.20 ve TTBMEK.m.27 hükümlerinde de hastanın aydınlatılma hakkından vazgeçebileceği düzenlenmiştir. Hastanın bu husustaki iradesini ispat etme yükü hekimin üzerine bırakılmıştır. Bu nedenle yazılı bir beyan oluşturularak hastanın aydınlatılmaktan vazgeçtiğini hastanın imzası ile birlikte almak hekimler için en sağlıklı çözüm yolu olacaktır.
3. Hastanın Bilgisinin Bulunması
Hastanın, hastalık ve tıbbi müdahale hususunda önceden bilgisi bulunması ve yahutta aydınlatılmış olması durumunda hekimin ayrıca bir aydınlatma yükümlülüğünden söz edilemeyecektir. Hekimin aydınlatma yükümlülüğü kalkacaktır. Ancak hekimin yine de aydınlatma yapmasının hem hastanın hem hekimin yararına olacağını söylemekte fayda vardır.
4. Aydınlatmanın Hastaya Etkileri Nedeniyle Hastanın Aydınlatılmaması
Hastanın tedavisinin olumsuz olarak etkileneceği durumlarda hekimin aydınlatma yükümlülüğünün kalkacağından söz edilmektedir. Ancak hastaya açıklanmayan bilgilerin hastanın yakınlarına, varsa kanuni temsilcisine açıklanması gerekmektedir.
Tıbbi Deontoloji Tüzüğünün 14. maddesinde “….. hastanın maneviyatı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimali bulunmadığı takdirde, teşhise göre alınması gereken tedbirlerin hastaya açıkça söylenmesi lazımdır. Ancak, hastalığın, vahim görülen akıbet ve seyrinin saklanması uygundur.” Ve Hasta Hakları Yönetmeliği’ nin 19. maddesinde de, “Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde teşhisin saklanması caizdir. Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, tabibin takdirine bağlıdır” şeklinde bu durum düzenlenmektedir.
Av. Beste Sanem ÇORBACIOĞLU
5380909139
[1] SUBAŞI, İlhan, Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü, Aydınlatılmış Onam, Tazminat Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 17. [2] Hakeri, Hakan, Tıp Hukuku, İstanbul, 2012, s.269. [3] ADIGÜZEL, Sibel: Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 19. Sayı, Ekim 2014, s.950. [4] Ayan, s.65 [5] Yargıtay 3. HD E: 2015/1871 K: 2016/1669 K.T. 11/02/2016 [6] “Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır. Yeterliğin zaman zaman kaybedildiği tekrarlayıcı hastalıklarda, hastadan yeterliği olduğu dönemde onu kaybettiği dönemlere ilişkin yapılacak tıbbi müdahale için rıza vermesi istenebilir. Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu durumda hastaya gerekli tıbbi müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Ancak bu durumda, mümkünse hastanın orada bulunan yakını veya kanuni temsilcisi; mümkün olmadığı takdirde de tıbbi müdahale sonrasında hastanın yakını veya kanuni temsilcisi bilgilendirilir. Ancak hastanın bilinci açıldıktan sonraki tıbbi müdahaleler için hastanın yeterliği ve ifade edebilme gücüne bağlı olarak rıza işlemlerine başvurulur.” Yargıtay 13. H.D. E. 2016 / 26802 K. 2019 / 9927 K.T. 15.10.2019.

Yorumlar